İnsanın en eski tutku ve hobilerinden biri : Koleksiyonculuk

İnsanın en eski tutku ve hobilerinden biri : Koleksiyonculuk

pullar

Koleksiyonculuk,   toplanabilen ya da biriktirilebilen nesnelerin   toplanması, biriktirilmesi, saklanması, gerekliyse temizlenmesi ve tabi ki zaman zaman sergilenmesiyle   ilgili bir hobidir.

Koleksiyon önce, ilgi duyulan konuya göre diğer koleksiyon ve koleksiyonculardan görülürek öğrenilir.Daha sonra koleksiyonun ilk parçaları toplanmaya başlanır.Önceleri sadece her gördüğünü alıp biriktirme şeklinde gelişir. Bazen de koleksiyon kişinin kullandığı bazı eşyaların elinde birikmesiyle tesadüfen ortaya çıkabilir, ve bu biriken eşyalar daha çok eşya toplama isteğini uyandırabilir. Eldeki materyaller belli bir miktara ulaşınca, daha zengin koleksiyonlara imrenilerek uygun şekilde dizilir ve saklanır.

Başlangıçtan itibaren koleksiyona yatırım yapmak gerekir. Koleksiyoncunun materyalini saklayabilmek için defter, kutu hatta bazen dolap vb malzemeler alması gerekir. ilgili kitap ve katalogları alması gerekir. Maşa, büyüteç, delgi vb. bazı özel araçların elinin altında bulunması gerekir. Tabi bu tip araç gereçler zaman içinde bilgisi arttıkça, koleksiyon zenginleşip ihtiyaç hissettikçe alınır.

Koleksiyon çeşitleri nelerdir ?

Koleksiyon denince ilk akla gelen, hepimizin çocuklukta küçük denemelerini yaptığımız Pul Koleksiyonudur. En kolay bulunabilecek ve en ucuz koleksiyon materyali puldur. Türk ve yabancı pullar olarak çeşitleri piyasada rahatlıkla bulunabilir ve uygun fiyatlarla satın alınabilir. Ayrıca her biri kendi içinde: anma, özel gün, tematik, resmi, blok pul, damgalı, damgasız vs. gibi kategorilere ayrılan pul koleksiyonculuğu vardır.
Bir başka koleksiyon türü olarak, Para Koleksiyonculuğu gelir akla…Bu da pullar gibi Türk ve yabancı paralar olarak ikiye ayrılır. Her biri yine kendi içinde Metal ve Kağıt Para olarak ikiye ayrılır. Metal Paralar da; tedavülde olan, hatıra, FAO, Mint Set, Proof Set, Erörlü para olarak alt kategorilere ayrılır.Yine para koleksiyonculuğunun bir çeşidi olan Jeton Koleksiyonları da bu alanda önemli yer tutar. Jeton Koleksiyonları da Türk ve yabancı olarak ikiye ayrılır. .Ayrıca Madalya ve Madalyon Koleksiyonculuğu da para koleksiyonculuğu içersinde değerlendirilir.
Daha az bilinen ve görülebilen ve aynı zamanda daha pahalı Koleksiyon çeşitleri : Kartpostal, Hisse Senedi-Tahvil, Yağlıboya Resim, Kitap, Müzik Kaset-Diski, Dergi-gazete, Antika Eşya, Otomobil, Sanayi Müzesi vb. şeklinde ifade edilebilir.Aslen koleksiyoncu bir ailenin ferdi olan sayın Rahmi Koç’un pahalı koleksiyonları basın yayın dünyasında sık sık gündeme gelmektedir.

 

Koleksiyonculuk zor ve pahalı bir uğraş mıdır ?

Aslında burada belirleyici olan bakış açısıdır. Ne kadar uğraştırsa da severek ilgilenen biri için zor bir iş değildir. Çünkü insanlar bu faaliyeti zorla değil, zevk alarak yaparlar. Bunun ilk basamağı böyle bir uğraşının varlığından haberdar olmaktır. Her konuda olduğu gibi bu da okulda veya arkadaş çevresinde öğrenilir. Koleksiyonculuğa özendirmek için bazı okullarda eğitsel kol faliyetleri dahi yapılır. Bu yolla insanlar bir hobiye yönlendirilir. Ülkemizde pek çok çocuk ve genç ilköğretim ve lise eğitimi sırasında pul, para, yaprak, kelebek koleksiyonculuğu gibi nispeten ekonomik olan alanlarda koleksiyonerliğe yönlendirilir. Eskiden pullar çok kolay bulunabilirdi. Şimdi daha seyrek mektuplaşıyor insanlar gelişen teknolojinin getirdiği yenilikler sebebiyle, ama postahanenin Filateli Servisi (Pul koleksiyonculuğu) halen güzel pullar basmaktadır. En yakın postaneden, filateli servisine bakan bölümden bu pullar temin edilebilir. Yine bazı kırtasiyeciler özellikle çocuk ve genç koleksiyonerler için yerli yabancı pulları uygun fiyatlarla temin etmektedir. Koleksiyonculuğun sonu yoktur. Hiçbir zaman tamamen bitemez. Çünkü insanların ömrü ve parası yetmez. Bolca zamanınız ve paranız olsa bile, nadir parçaları ele geçirmek çoğu zaman mümkün olmaz.
Koleksiyonculuk ; sabır, süreklilik, koruma ve bilgi-tecrübe ister. Sabır ister çünkü, hemen her parçayı alamazsınız. Cebinizdeki paraya göre davranmak zorundasınız. Bugün paranız azdır alamazsınız, yarın paranız olunca alırsınız. Bazen paranız da olsa almazsınız çünkü değerinden çok fazla fiyat istenmiştir. Bazen de parça nadirdir ve düşündüğünüz değerin biraz üstünde istenmiştir.İşte o zaman bunu almak gerekir çünkü fırsat kaçtıktan sonra o paranın fazlasını da önerseniz, o parça yoktur bulunamaz. Tecrübelerime göre söylüyorum, bir fırsat kaçınca tekrar o parçayı 10-15 yıl sonra görebiliyorsunuz. Süreklilik ister çünkü, birçok parçayı hiç ummadığınız zaman, yer ve kişilerden bulabilirsiniz. Elinize geçen her fırsatı olanakları içinde değerlendirmelisiniz. Her zarfın üzerine bakın mümkünse pulların ½ ila 1 cm çevresinden zarfı keserek pulları alın ve bir yerde saklayın. Kütüphane ya da çalışma masasında bir kutu içi olabilir.Daha sonra bir fırsatı olunca onları çıkarıp pul defterine koyarsınız.Para için, elinize geçen her parayı metal paralarda yazı ve tura ; kağıt paralarda ön ve arka yüzlerini hemen şöyle baktıktan sonra cebinize koyun. Bu kadar kısa sürede bile, hiç bilginiz olmasa da bazı farklar görülebilir. Bu parayı ayırıp (pullar gibi) daha sonra ayrıntılı incelemek ya da bir bilene danışmak yerinde olur.
Koruma ise ilk günden itibaren bütün koleksiyonu belli bir yerde toplamak, kapaklı bir kutuda saklamak ve kaybolmamasını sağlamaktır. Çevremde pek çok insan bana bir zamanlar koleksiyonunun olduğunu ama şimdi nerede olduğunu bilmediğini söylemiştir.
Koleksiyon eğlenceli bir iş midir ?

Eğlenceli bir iştir çünkü, çok renklidirler ve çok çeşitlidirler koleksiyon malzemeleri…Bir simetri – aynılık ve asimetri ayrılık gösterirler. Mesela : Hepsi puldur, ama farklı ülkelerin pullarıdır. Aynı ülkenin pulu olsa da boyutları, renkleri, fiyatları farklıdır. Aynı boyutta olsa da faklı serilerin pullarıdır.
Çeşitli pul, paralar ve diğer materyallerde ; yazı, arma, resim , bayrak, bitki, çiçek, devlet büyüğü, kurucusu, anılan gün-kişi-olayla ilgili çeşitli yazı ve resimler görülür.Bunların çeşitliliği bazı bazı insanı zaman ve mekandan soyutlayabilir. İnsan zamanın nasıl geçtiğini bilmez, yaşadığı sıkıntılardan, sorunlardan uzaklaşıp apayrı bir aleme, farklı bir boyuta yelken açabilir. Pullarda seriyi, paralarda seti tamamlamak için çalışır. Haftalar ya da yıllar sonra tamamlandığında insan kendi kendine sevinir. Zaman zaman ilk başta ulaşılamayacak gibi gelen bir olayı başardığına hayret bile eder. Bu tatmin duygusu koleksiyonculuğa zevkle devam ettirir.

Koleksiyonculuk hayatta insana ne kazandırır ?

Koleksiyonculuğun insana kazandırdığı şeylerin başında disiplin gelir. Koleksiyoncu olan bir kişi koleksiyonunu düzenleyip, koruma, temizleme, tasnif etme işlemlerini öğrenmiştir. Bu yüzden yaşamındaki diğer işlerde de aynı şeyleri doğal olarak yapar. Bunu aslında bilinçaltına yerleşen bir öğreti olarak farkında olmadan yapar.
Bir başka faydası, ilgilendiği konunun derinliklerine ve ayrıntılarına iner, ve sonuçta o konuda uzmanlaşır. Mesela, metal para ile uğraşıyor ise metallerin renklerini, nasıl temizleneceklerini, sesini, nasıl okside olduğunu, alaşımların dayanıklılığını vb. öğrenir, bilgi edinir. Zaten insanda sürekli öğrenme ihtiyacı doğumla başlar ve ölünceye kadar da sürer. “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen İslam Peygamberi bu konuya çok güzel bir şekilde işaret etmiştir. Koleksiyonculuk işi ağırlıklı olarak materyalleri kategorize eder. Alt kategorilere ayırarak düzenleme ve saklamayı öngörür. Para ya da pulların üzerindeki çeşitli verileri değerlendirebilmek için bilgi sahibi olmak gerekir. Mesela paranın üzerindeki bir devlet ismini gördünüz, o devlet hakkında bazı şeyleri bilmek zorundasınız ki, o devletin paralarını yanına yerleştirebilesiniz. Yeri geldiğinde bu bilgileri uygularsınız veya çevrenizdeki tanıdıklarınız size danıştıklarında onlara öneride bulunabilirsiniz. Hangi paraların değerli olduğunu, hangilerinin tarihi değer ifade ettiğini ve hangi ülkelerin tarihinden geldiklerini, hatta tedavülde oldukları dönemlerin serencamını araştırıp o dönemlerin yaşam biçimlerini, paraların kendi dönemlerindeki satın alma gücü gibi pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Koleksiyonerler içersinde uğraştıkları alanda iyice uzmanlaşıp resmi kurumların bilir kişi olarak değerlendiği ve hatta bu alanda alım satım yapan, hatırı sayılır ekonomik kazanımlar sağlayan pek çok kişi vardır. Materyalleri alırken ve satarken kötü niyetli kişilerin sahteciliğine kurban gitmemeniz için de sahip olduğunuz bu bilgiler çok işinize yarayacaktır.

Pulun üzerindeki kişinin kim olduğunu merak edersiniz, ansiklopediden bakınca o kişinin o devletin kurucusu olduğunu öğrenirsiniz. Bir paranın üzerinde arma vardır, bayrak vardır. Siz bunların ne anlama geldiğini koleksiyonculuktan dolayı bilirsiniz. Boğazdan geçen bir geminin arka direğindeki bayrağı görünce çevrenizdeki birçok kişi bunu bilemezken o geminin hangi devlete ait olduğunu hemen tanıyabilirsiniz. . Bunun örneklerini aklınıza gelen her yönde çoğaltabilirsiniz.
Koleksiyonculuğun bir başka faydası, insanlarla çok rahat iletişim kurmanızı sağlamasıdır. Koleksiyonculuk sayesinde türk ve yabancı birçok kişi ile iletişim kurulabilir. Dünyada herkesin bu konuyla ilgilenme ihtimali vardır. Yani insanlar yaratılışlarında koleksiyonun gerektirdiği özelliklere farklı oranlarda olsa da sahiptirler. Ayrıca bu konuda sizin genel bilgileriniz ne kadar yoğun olursa iletişim o denli derinleşir.

İnsanların boş zamanlarını, toplumsal açıdan makbul bir alanda toplumla uyumlu bir yönde değerlendirmesinin yanısıra, koleksiyonculuk spor ve müzik ile uğraşmak gibi beyin ve beden deşarjını en iyi şekilde yapan etkinliklerden biridir.. Ama spor ve müzikte ara vermek kondisyonu düşürür. Koleksiyonculukta ise kondisyon sorunu yoktur, kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. bu işin yaşı yoktur, sınırları vardır. Her yaşta yapılabilir, cebimizdeki para ve parçanın erişilebilirliğiyle sınırlıdır. Koleksiyon yapıp biryandan da müzik ya da sporla uğraşılabilir, engel olması bir yana müzik ve spor materyallerini -bazıları farkında olmadan – koleksiyon haline getiren kişileri çevrenizde sizler de görebilirsiniz.

Koleksiyonculuğa “para” ile başlayın

Antikacılığa ilgi duyan ve koleksiyon meraklısı olanlar için en uygun başlangıç noktası, para koleksiyonculuğu… Parçaların kolay bulunur olması ve ekonomik olarak daha ucuza malolması gibi özellikleri, para koleksiyonculuğunu amatör koleksiyoncular için cazip kılıyor

Eğer koleksiyon yapma fikrindeyseniz, şimdi kullandığımız bozuk paralardan işe başlamalısınız. Yok, ille de antika olmalı diyorsanız, eski paraları araştırmaya başlamalısınız.

Hem kolleksiyon hem de antika tutkunlarını tatmin edecek bir uğraş olan para koleksiyonculuğu, yeni başlayanlar için de, çok zor olmadığı için, iyi bir giriş.

Şimdi de eski adı “nümizmatik” olan para koleksiyonculuğu hakkında biraz bilgi edinelim…

Nümizmatik sözcüğü, Yunanca “nomizma”(madeni para)dan türemiş ve daha sonra Fransızca “nümizmatik” adını almıştır. Sözcüğün kelime anlamı; “sikke ve madalyonların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim”dir.

Nümizmatik, incelediği nesnelerin zamanla bozulmaması sayesinde sikke ve madalyalarda kullanılan alaşımları ve bunların ağırlıklarını, paraların yeryüzünde dağılımı ve yayılım alanlarını ortaya koyarak; coğrafyanın, tarihinin, dinler ve gelenekler tarihinin, sanat tarihinin ve çeşitli devirlerdeki ticaret sistemlerini inceleyen ekonomi tarihinin başlıca yardımcısı olmuştur.

Roma’da başladı

Para koleksiyonculuğunun başlangıcı Romalılar’a dek ulaşır. Dünyaca ünlü Sezar, Pompeius ilk para koleksiyoncularındandır. Bizde ise para kolleksiyonculuğu ancak 20. yüzyılın başlarında müzeciler tarafından başlatılmıştır.

Nümizmatik alanı içine giren konular kısaca, madeni ve kağıt paralar, madalyalar, nişanlar, hatıra madalyonları ve jetonlar gibi ana dallara ayrılır.

Uzmanlar, madeni para koleksiyonculuğuna yeni başlayanlara öncelikle biriktirilecek paraların kolaylıkla ve fazla fiyat farkı ödemeden edinilmesini öneriyorlar. Bu da ilk olarak aklımıza günlük alışverişlerimizde kullandığımız madeni bozuk paraların koleksiyonunu yapmayı getiriyor.

Bunu duyduğumuzda “bu paralar hemen herkesde var” dememeliyiz. Çünkü bugün için komple ve çil olarak Türkiye Cumhuriyeti madeni paralarının tam bir koleksiyonu hemen hemen hiç kimsede yok gibidir.

Zaman ilerledikçe görülecektir ki bu koleksiyonu yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Çok temiz veya çil durumdaki eski tarihli paraların bulunması oldukça zordur. Hatta bazıları için elegeçirilmeleri olanaksız bile diyebiliriz.

Çil para edinin

Para koleksiyonu yapmanın pul koleksiyonu yapmaya göre bir farkı vardır. O da paranın kullanılması sebebiyle eskimesidir. Pul için de eskime söz konusudur ama, bir pul yapıştırılmak suretiyle sadece bir kere kullanılır ve bu durumda pul, damgalı adını alarak yıkanıp, kağıdından ayrılarak biriktirilir.

Halbuki parada sıksık kullanılan madeni para yıpranır, yıprandıkça koleksiyon değeri azalır. Yani koleksiyon için alacağımız paralar mutlaka çok temiz veya çil olmalıdır. Bir para ne kadar ender olursa olsun şayet çok temiz veya çil değilse, değer kaybeder.

Buna paralel olarak biraz ender bulunan bir para ne kadar temiz ve çile yakın olursa kısa zamanda o kadar değer kazanır. Bu nedenle uzmanlar koleksiyonculara olabildiğince çil para edinmelerini öneriyorlar.

Bir diğer konu da, yapılacak koleksiyonun başlangıçta mümkün olduğu kadar tamamlanması ve dar çerçeveli bir koleksiyon olmasıdır. Yani tüm dünya veya tüm Avrupa memleketlerini içeren bir madeni para koleksiyonu yapmak oldukça zor ve masraflıdır. Bölük pörçük, tamamlanamamış bir koleksiyon hiçbir zaman değer taşımaz.

Bu nedenle edinilmesi kolay olan Cumhuriyet madeni paralarıyla işe başlanmalıdır. Hele hele biraz da bu işten zevk almaya başlamışsak daha gerilere gider, modern Osmanlı madeni paraları ya da Osmanlı madalya ve madalyonları konusuna da uzanabiliriz.

En ekonomik yol

Yurdumuzda para koleksiyonculuğu bizler tarafından yeterince benimsenmemiş ve dolayısıyla eski tarihli paralar kullanılmaktan aşınmış bir durumda bulunuyorlar. Bu nedenle çil durumda bulunan paraları almakta tereddüt etmemeli ve hatta maddi durumumuz buna elveriyorsa bu tip paralardan birden fazla sayıda satın alınmalı. Yurdumuzda genellikle koleksiyoncu elinde koleksiyonuna dahil edeceği temizlikteki paraları bulmakta zorlu çektiği için bu paraların değerinden bile fazla bir bedel teklif edildiği halde çoğu kez bunları satmamakta ama kendisinde mevcut olmayan diğer bir koleksiyonluk para ile rahatça değiştirme işlemini kabul etmektedir. İşte bu yüzden bu paradan bende var demeyip eğer maddi gücümüz elveriyorsa aynı paradan birkaç tane alıp bir kenara koymalı diyor bu işle uğraşanlar. İleride mutlaka bunun yararının görüleceğini iddia ediyorlar.

Elbette her parayı her zaman çil durumda bulamayız. Bunun için de koleksiyondaki paraları, daima daha iyilerini yerine koymak suretiyle, değiştirmeliyiz.

Burada dikkat edilecek nokta, eksik olan fakat çil olmayan parayı satın alırken mümkün olduğu kadar ucuza satın almaktır. Bu da gümüş gibi değerli madenden yapılmış nadir olmayan bir para için, maden fiyatının azami yüzde elli ile yüzde yetmiş beş fazlasını kapsar.

Çok yüksek bedeller vererek bu paraları edinmek, pek tavsiye edilmiyor. Çünkü ileride bu paranın çili bulunduğunda ikinci kez yüksek bedel ödeyecek ve ayrıca bu parayı da takas yoluyla değiştirmek veya aldığımız yüksekçe bedelle satmak istediğimizde çok zorluk çekeceğiz.

Koleksiyonlardaki paradan daha temiz olanını bulup değiştirmek işlemi sürekli olarak devam edecektir; ta ki paranın çilini satın alana kadar. Bu bakımdan başlangıçta çil paraya sahip olmak biraz pahalı gibi görünse de aslında en uygun ve en ekonomik olanıdır.

Müzelerin En Değerli Parçaları

Tuğralı gümüşler

Tuğralı gümüşler günümüzün en nadir bulunan parçalarından. Osmanlılar’da gümüşten imal edilmiş her türlü eşyanın üzerine devrin sultanının, ünlü kişilerinin ya da önemli devlet adamlarının tuğraları vurulurmuş. Şu anda bulunabilmiş en eski tuğra örneği II. Bayezid’e ait.

Ancak her sultana ait en az bir gümüş eşya bulmak imkansız. Bunun nedeni ise Osmanlı ekonomisinde ortaya çıkan bunalımlara karşı alınan önlemler.

Bu tuğralı gümüş eşyaların hemen hemen hepsi Yeniçeriler’e ödeme yapmak için eritilmiş ve eritildikten sonra akçe haline getirilmiş.

Hatta saraydaki eritilebilir eşyalar bitince, acilen bir fetva çıkarılarak halktan da eritilip akçeye dönüştürülebilecek eşyalar toplanmış. Eritilen eşyaların bazıları; fincan zarfları, şamdanlar, tepsiler, sahanlar, gülabdanlar, buhurdanlar, at koşumları, şamdanlar, hatta hamam tasları… Eritilmekten kurtulmuş, nadir parçalar ise bugün müzelerin en değerli parçaları olarak sergilenmeye devam ediliyorlar.

Özel koleksiyonların gözde parçaları

Bugünkü antikacılarda bile rastlayabilme şansınızın çok az olduğu bir parça da havan şamdanlar. Bu parçaya havan şamdan denmesinin nedeni havanın tokmağı olarak kullanılan parçanın üst kısmının, mum yerleştirilebilecek biçimde şekillendirilmiş olması.

Havan şamdanları çok eski devirlerden beri Çin’de, Memlukler’de ve Osmanlılar’da yapılıp kullanılmış. Osmanlı devri havan şamdanları genellikle bakır, pirinç, tombak ve tunçtan, çift ve değişik boylarda olmak üzere yapılmışlar. Kullanıldıkları zaman da yani bugünün antikaları olmadan önce de değerli olan havan şamdanları, daha çok konaklarda, saraylarda, camilerde, tekkelerde kullanılmışlar. Çok sade bir forma sahip olan bu parçaların, üzerinde yazı ve tarih bulunanları ise bugün birer sanat eseri kabul ediliyor. Bu yüzden de bu parçalar ancak özel koleksiyonlarda bulunabiliyor.

Gelenekti, dekor malzemesi oldu

Annem anlatırdı; dedemin babası yani annemin dedesinin en büyük zevki nargile içmekmiş. Akşam yemeğinden sonra büyükdedenin gelini olan anneannem hemen onun nargilesini hazırlar, annemin de içlerinde olduğu evin küçük çocukları da film izler gibi, dedelerinin nargileyi nasıl fokurdattığını izlerlermiş. Dede, iki saniyeliğine oturduğu yerden kalkınca hepsi nargileyi bir kerecik içlerine çekmek için yarışırlarmış.

O zamanlar, sadece nargile içmek için gidilen özel yerler varmış. Şimdiyse yerlerini çoktan sigaralara ya da pipolara bırakmış durumdaki nargileler antikacılarda estetik birer obje, bir dekor malzemesi olarak karşımıza çıkıyorlar.

İlk defa Hindistan’da ortaya çıkan nargileler yaklaşık beş asırdır içenlere keyif veriyorlar.

Nargileler; gövde, hortuma benzeyen marpuç, tütünün koyulduğu tabla olan ser, dumanı çekmeye yarayan imame ve bir cins tütün olan tömbekiden oluşuyor.

İlk örnekleri Hindistan’daki “narçil” isimli meyvenin içinin çıkarılıp kabuğuna bir kamış sokularak yapılan nargilenin gövdesi daha sonraları kabaktan yapılmaya başlanmıştır. Kullanımı yaygınlaştıkça porselen ve bronz gövdeli nargileler yapılmaya başlanmış, ardından cam, billur, çini, sırça, hatta gümüşten gövdeleri olan nargileler gelmiştir.

Estetik değerler

Günümüzde kullanılan nargilelerin adi camdan, düz ve işlemesiz gövdelere sahip olması antika nargileleri eskiliklerinin yanında estetik olarak da daha değerli kılar. Nargilenin gövdesinin içindeki su, tömbekinin nikotininin birazcık da olsa arındırılmasına yarar. Nikotinden arınmış olan duman marpuç yoluyla ağza götürülür. Eski marpuçlar renkli meşinlerden yapılırmış ama meşinlerin dayanıklılık gücü fazla olmadığından günümüzde o tür marpuçlardan bulabilmek imkansızdır.

Bugün ise marpuçlar tamamen plastikten yapılmadır. İmame ise marpucun ucuna takılan ve ağza alınıp emilen kısımdır. Antika nargilelerin imameleri kehribardandır. Şimdiyse imameler de marpuçlar gibi plastikten yapılmaktadır.

Günümüzde nargileler, kullanılışı, hazırlanışı ve taşınması kolay olmadığı için çok az kişi tarafından yalnızca zevk için kullanılır. Yazı dizimizin başında antikaların değerlerinin, o parçayı yapan ustaların günümüzde bulunup bulunmadığına da bağlı olduğunu söylemiştik. Galiba bu durum nargileler açısından yapımcıları kadar nargileyi içilmeye hazırlayan için de geçerli. Belki de onları bugünün antikası yapan etkenlerin başında artık onları hazırlamaya gelemeyenler var.

İlk kağıt paramız

Kurulduğu tarihlerde kendi parası olmayan Osmanlı Devleti, Selçuklu, İlhanlı, İran, Venedik paralarını kullanıyordu. Tarih kitapları ilk Osmanlı sikkesinin 1326 yılında, Sultan Orhan zamanında Bursa’da basıldığını yazar. Gümüş olduğu için “akçe” adı verilen bu para, o zamana kadar İslam aleminde olan dirhem ve dinar esasından farklı, üçü bir dirhem olan gümüş bir paraydı. Daha sonraları akçenin küsuratı olarak “pul”, “mangır” ve “çırık” adı verilen bakır sikkeler de bastırıldı.

1840 yılında “Kavaim-i Nakdiyye-i Muteberriler” çıkarıldı. Dört bin keselik faizli, 32 bin keselik “muaccelelü” kaimeler tedavüle sürüldü. Kaime uzun kağıt üzerine yazılan buyruk anlamına geldiği gibi, bir şeyin yerini alan anlamına da geliyordu. Gerçekten de uzun bir akğıt üzerine uzunlamasına yazılan buyruklardı ve paranın yerine geçmesi bekleniyordu.

Karşılıksız çıkarılan bu kaimelerin para gibi kullanılması amaçlanıyordu. Ancak elle yazılır olmaları çok kolay taklit edilmelerini sağladı.

Kaime işi Abdülhamit döneminde de yürümedi. İki sene , yedi ay, yedi gün tedavülde kalmış Abdülhamit dönemi kaimeleri bir gün Beyazıt meydanında Padişak ve erkanı devletin huzurunda bir güzel yakıldı.

İttihatçılar da bilinen savaş masrafları gerekçesiyle bu yola başvurdular. Ancak onlar nizamname ile yetinmediler. Kanun-u Mukavvat çıkardılar. Savaş giderlerini karşılamak için 150 milyon Franklık altın karşılığı bulunan kaimeleri piyasaya sürdüler. Kanuna göre bunlar her yerde geçecekti. Buna uymayanlara para cezası uygulanacaktı. Yeni kaimeler Avrupa’daki kağıt paralara benziyordu. Bir ve beş liralık olarak bastırılmıştı. Savaş boyunca çıkarılan kaimelerin tutarı 160 milyon lirayı aşınca bunların yalnızca iki milyonluk bölümünün karşılığı ödenerek piyasadan çekilmişti. Geriye kalan 158 milyonluk kaime Türkiye Cumhuriyeti’nin başına kalmıştı.

LÜTFEN !!! kaçak kazılardan ve kaçak definecilikten uzak duralım.

Kaynak:definelerim.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

74978e3b3f6e01292b82b4c8b5fff9db
Hobitat.com sitesinde yayınlanan tüm içerikler Pertev Ajans'a aittir. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Portal Teması : Wptr.Co